TARİH · HARİTA · BELGE · ELEŞTİRİ
Gök Sultan Değil,
Kayıpların Sultanı
II. Abdülhamid putuna karşı haritalarla, tarihlerle ve belgelerle cevap
II. Abdülhamid’i tartışmak için ne dizilere ne de efsanelere ihtiyacımız var. Önümüzde bir saltanat dönemi, küçülen bir harita, kapatılan bir Meclis, yabancı alacaklıların denetimine bırakılan gelirler ve durdurulamayan nüfuz alanları var.
Bugün kurulan “Gök Sultan” anlatısı, hükümdarın okul, demiryolu, telgraf ve hastane yatırımlarını büyütürken aynı dönemde yaşanan toprak kayıplarını görünmez kılıyor. Oysa bir hükümdarın bilançosu yalnız açtığı kurumlarla değil; koruyamadığı egemenlikle, kurduğu yönetim düzeniyle ve aldığı kararların sonuçlarıyla birlikte okunur.
Başarıları padişaha, felaketleri dönemin şartlarına yazmak tarihçilik değil; padişah dalkavukluğudur.
Saltanatı sırasında Osmanlı egemenliğinden veya fiilî denetiminden çıktığı hesaplanan alan.
780.043 km² kabul edilen bugünkü Türkiye yüzölçümüne oranı.
Otuz üç yıllık iktidarın sloganla değil, kronolojiyle okunması gereken dönemi.
Hesap notu: 1.592.806 km², kamuoyunda ve bazı tarih anlatılarında kullanılan yaklaşık toplamdır; tek ve tartışmasız bir kadastro sonucu değildir. Mısır, Bosna-Hersek veya Bulgaristan gibi yerlerde hukukî bağlılık ile fiilî egemenliğin farklı tarihlerde sona ermesi hesabı değiştirir. Bu nedenle doğru ifade “Abdülhamid tek başına şu kadar toprağı verdi” değil, “saltanatı sırasında yaklaşık bu büyüklükte alan Osmanlı egemenliğinden ya da fiilî denetiminden çıktı” olmalıdır.
Harita ne söylüyor?
II. Abdülhamid 1876’da tahta çıktığında imparatorluk zaten ağır bir bunalımdaydı. Balkan isyanları başlamış, maliye çökmüş, dış borç ödemeleri kesilmiş, Rusya savaşa hazırlanmıştı. Bu mirası saklamıyoruz. Fakat 33 yıllık saltanatın sonunda harita daha küçük, Meclis daha uzun süre kapalı ve mali egemenlik daha zayıftı. Kronoloji, “hiç toprak kaybetmedi” masalını tek başına dağıtır.
Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlığı tanındı; Bulgaristan özerk prenslik oldu. Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakıldı. Bosna-Hersek’in yönetimi Avusturya-Macaristan’a geçti.
Rusya’ya karşı İngiliz desteği umuduyla adanın yönetimi Britanya’ya bırakıldı. Osmanlı’nın kâğıt üzerindeki hükümranlığı, fiilî denetimi geri getirmedi.
Fransa Tunus’ta himaye yönetimi kurdu; Teselya’nın büyük bölümü Yunanistan’a geçti.
Britanya Mısır’ı işgal etti. Osmanlı itiraz etti fakat fiilî denetimi geri alamadı.
Doğu Rumeli Bulgaristan’la birleşti; Osmanlı yönetimi gelişmeyi durduramadı ve yeni durum uluslararası düzende tanındı.
Girit özerk yönetime geçti; Osmanlı askerleri adadan çekildi. Ada 1913’te resmen Yunanistan’a bağlanacaktı.
Bulgaristan tam bağımsızlığını ilan etti; Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i ilhak etti. Bu sırada Meşrutiyet yeniden yürürlükteydi ve padişahın yetkisi artık daralmıştı.
Portreye bakıp haritayı unutamazsınız.
İngiltere’ye “meydan okuyan” sultan mı?
II. Abdülhamid’i İngiltere’yi dize getiren kusursuz bir satranç ustası gibi sunan anlatı, iki büyük olguyu açıklayamıyor: Kıbrıs’ın yönetimi 1878’de Britanya’ya bırakıldı; Mısır 1882’de Britanya tarafından işgal edildi. Londra’ya protesto notası vermek başka, egemenliği sahada koruyabilmek başkadır.
Kıbrıs düzenlemesi bir “satış” değildi; Rus tehdidine karşı yardım beklentisiyle imzalanmış bir savunma anlaşması ve yönetim devriydi. Fakat sonuç nettir: Ada üzerindeki fiilî Osmanlı yönetimi bitti. Mısır’da da Osmanlı hükûmeti işgali onaylamadı; buna rağmen işgali geri çevirecek siyasî ve askerî gücü kuramadı.
Buradan “Abdülhamid İngiliz ajanıydı” sonucu çıkarılamaz; buna dair sağlam bir belge yoktur. Çıkan sonuç daha ağır ve daha gerçektir: İngiltere’ye verilen tavizler de diplomatik manevralar da kaybı önleyemedi. Efsane “oyunu kuran hükümdar” derken harita, oyunun sonunda kimin kazandığını gösteriyor.
Fransa ve Tunus: Satmadı, fakat koruyamadı
Fransa 1881’de Tunus’u işgal ederek Bardo Antlaşması’yla himaye düzeni kurdu. Osmanlı Devleti bu oldubittiyi gönüllü olarak kabul etmiş değildi. Ancak “rıza göstermedi” demek, “kaybetmedi” demek değildir. Tunus’taki fiilî Osmanlı egemenliği sona erdi ve İstanbul bunu tersine çeviremedi.
İşte putlaştırma tam burada dili eğip büküyor: Başarılı okul padişahın dehası sayılıyor; kaybedilen eyalet ise bir anda padişahın sorumluluk alanından çıkarılıyor. Aynı iktidar için iki ayrı ölçü kullanılamaz.
Filistin: “Toprak vermedi” efsanesi neyi gizliyor?
Bu konuda iki slogan da yanlıştır. II. Abdülhamid, Filistin’i Theodor Herzl’e satmadı ve İsrail devletini kurmadı. Herzl’in Osmanlı borçlarına karşılık siyasî imtiyaz arayan teklifleri kabul edilmedi; yabancı Yahudilerin yerleşmesini ve toprak edinmesini sınırlayan düzenlemeler çıkarıldı.
Fakat hikâye burada bitmiyor. Birinci Aliyah olarak anılan 1882–1903 göç dalgasının tamamı onun saltanatında yaşandı. Yahudi tarım kolonileri gelişti; 1897’de Siyonist Kongre toplandı, 1901’de Yahudi Millî Fonu kuruldu. Yasaklar; yabancı pasaportlar, kapitülasyonların sağladığı koruma, aracılar, yerel görevliler ve hukuk boşlukları üzerinden aşılabildi. Toprak alımları ve örgütlü yerleşim bütünüyle durdurulamadı.
En doğru hüküm şudur: İsrail devletini Abdülhamid kurmadı; fakat ileride kurulacak devletin ilk örgütlü demografik ve mülkiyet altyapısı onun saltanatı sırasında oluşmaya başladı. Tehlikeyi gördü, yasaklar koydu, fakat durduramadı. 1917 Balfour Bildirisi, Britanya Mandası, 1947 Birleşmiş Milletler taksim kararı ve 1948 savaşı ise onun iktidarından sonraki ayrı aşamalardır. Kronolojiyi tek kişiye indirgemek de bütün sorumluluğu tarihten silmek de yanlıştır.
Meclisi kapatacak kadar güçlü, kayıplardan sorumsuz mu?
Abdülhamid tahta çıkarken Kanûn-ı Esâsî’yi ilan etti ve ilk Osmanlı Meclisi açıldı. 1877–1878 savaşının ardından, 13 Şubat 1878’de Meclis-i Mebusan’ı süresiz tatil etti; anayasal düzen fiilen askıya alındı. Yönetim Yıldız Sarayı’nda merkezileşti, sansür ve jurnal ağı genişledi. İkinci Meşrutiyet’in ilanına kadar yaklaşık otuz yıl siyasî kararın merkezinde padişah vardı.
Meclisi kapatacak kadar güçlü, fakat kaybedilen topraklardan sorumlu tutulamayacak kadar güçsüz… Bu iki Abdülhamid aynı anda var olamaz.
Elbette bir hükümdar dönemin bütün şartlarını tek başına belirlemez. Rusya’nın askerî baskısı, Avrupa güç dengesi, milliyetçi ayaklanmalar ve miras alınan mali çöküş gerçektir. Ama otoritenin başarısı şahsa yazılıyorsa, otoritenin başarısızlığı da bütünüyle görünmez kılınamaz.
Düyûn-ı Umûmiyye: Mali egemenliğin ipoteği
Osmanlı borç krizi Abdülhamid’den önce başladı; 1875’te borç ödemeleri fiilen durdurulmuştu. Fakat 1881 Muharrem Kararnamesi ile kurulan Düyûn-ı Umûmiyye İdaresi, yabancı alacaklılara devlet gelirlerinin bir bölümünü doğrudan denetleme yetkisi verdi. Tuz, tütün, damga, içki ve bazı başka vergi gelirleri borç tahsilatına bağlandı.
Bu kurum, “borcu o icat etti” demek için değil, dönemindeki egemenlik kaybının yalnız haritada yaşanmadığını göstermek için önemlidir. Bir devletin gelirini kendi memurundan önce yabancı alacaklıların örgütü topluyorsa, mesele yalnız muhasebe değildir; mali bağımsızlıktır.
İçki Cumhuriyet’le gelmedi
Abdülhamid’i kutsallaştıran anlatının başka bir kolay sloganı, içki üretiminin ve tüketiminin Cumhuriyet’le başladığı iddiasıdır. Oysa Osmanlı’da rakı, şarap ve bira üretiliyor, satılıyor ve vergilendiriliyordu. Düyûn-ı Umûmiyye’nin gelir kalemleri arasında alkollü içkilerden alınan vergiler de bulunuyordu. Bomonti’de endüstriyel bira üretimi 1890’larda, bizzat Abdülhamid saltanatında başladı.
Bu bilgi padişahın şahsen içki kullandığını göstermez; öyle bir iddia kurmuyoruz. Yalnızca “Osmanlı’da yoktu, Cumhuriyet getirdi” masalını çürütür. Devletin resmî vergi kaydı, sosyal medya vaazından daha güçlü kanıttır.
Harf meselesi: Fikir Osmanlı’da, uygulama Cumhuriyet’te
Arap harflerinin Türkçenin ses yapısına uygunluğu tartışması Cumhuriyet’le başlamadı. Münif Paşa 1862’de Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de yazının ıslahını ve öğrenme güçlüklerini gündeme getirdi. Sonraki yıllarda farklı alfabe ve sadeleştirme önerileri tartışıldı; Enver Paşa’nın “ordu elifbası” denemesi ise Abdülhamid’den sonradır.
1928 Harf Devrimi’nin farkı, tartışmayı ulusal ölçekte uygulamaya dönüştürmesidir. Osmanlı düşündü, tartıştı ve erteledi. Atatürk’ün önderliğindeki Cumhuriyet gerçekleştirdi. Devrimin sorunları ve geçiş maliyeti elbette tartışılabilir; fakat “bir gecede akla gelen köksüz bir proje” demek Osmanlı’daki altmış yılı aşkın tartışmayı silmektir.
Peki hiç mi eser bırakmadı?
Bıraktı. Modern tarih, sevmediği kişinin başarısını saklayarak yazılmaz. Abdülhamid döneminde rüştiye, idadi ve meslek okulları çoğaldı; telgraf ağı genişledi; demiryolu projeleri ilerledi; Hicaz Demiryolu simgesel ve stratejik bir eser oldu. Müze, hastane ve kamu kurumlarında önemli adımlar atıldı.
- Okullar ve meslek eğitimi
- Telgraf ve demiryolu ağı
- Hicaz Demiryolu
- Hastane, müze ve kamu kurumları
- Büyük toprak ve nüfuz kayıpları
- Meclis’in uzun süre kapalı kalması
- Sansür ve merkezî baskı düzeni
- Mali egemenliğin zayıflaması
Fakat okul açmak, otoriterliği demokratik yapmaz. Demiryolu döşemek, kaybedilen eyaletleri geri getirmez. Telgraf hattı çekmek, Düyûn-ı Umûmiyye’yi millî bir kurum yapmaz. Bir dönemin başarıları kayıplarını silmediği gibi, kayıpları da yapılan her işi yok saymayı gerektirmez.
II. Abdülhamid’i sevmek ya da savunmak herkesin hakkıdır. Fakat onu tarih üstü, hatasız ve bütün kayıplardan muaf bir hükümdara dönüştürmek; gerçeği savunmak değil, geçmişten bir put üretmektir. Cumhuriyetçi cevap hakaret değil, ölçüdür: Aynı belgeyi başarıya da yenilgiye de uygulamak.
Tarih, saray portresinin önünde eğilmez.
Harita küçülmüşse küçülmüştür. Meclis kapanmışsa kapanmıştır. Egemenlik zayıflamışsa zayıflamıştır. Milletin hafızası, hiçbir hükümdarın efsanesine feda edilemez.
KAYNAKLAR VE BELGELER
İddiaları kendiniz inceleyin
- TDV İslâm Ansiklopedisi — II. Abdülhamid’in saltanatı, siyaseti ve dönemin genel çerçevesi ↗
- Türk Maarif Ansiklopedisi — II. Abdülhamid döneminde eğitim ve kurumlar ↗
- Türk Dünyası Ansiklopedisi — II. Abdülhamid (1842–1918) ↗
- Teyit — “II. Abdülhamid döneminde hiç toprak kaybedilmedi” iddiasının kaynaklarla incelemesi ↗
- Murat Bardakçı’nın kayıp hesabı — 1.592.806 km² ve “iki Türkiye” karşılaştırması ↗
- Harita Genel Müdürlüğü — Türkiye’nin resmî il ve ilçe yüzölçümleri ↗
- Berlin Antlaşması’nın 1878 tarihli diplomatik metni — Office of the Historian ↗
- Karadeniz Araştırmaları — II. Abdülhamid dönemi Osmanlı Mısır ilişkileri üzerine akademik çalışma ↗
- DergiPark — II. Abdülhamid’in Filistin ve Siyonizm siyaseti üzerine akademik inceleme ↗
- DergiPark — Osmanlı Filistini’nde göç ve kolonileşme politikaları ↗
- DergiPark — Kısıtlamalara rağmen Filistin’de arazi edinimi üzerine çalışma ↗
- Journal of Palestine Studies — Birinci Aliyah ve erken yerleşim dönemi ↗
- Birleşmiş Milletler UNISPAL — Filistin’de arazi edinimi ve mülkiyet verileri ↗
- DergiPark — Osmanlı’da alkollü içki vergileri ve mali düzenlemeler ↗
- DergiPark — Osmanlı döneminde birahaneler ve bira kültürü üzerine çalışma ↗
- Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü — Münif Paşa ve alfabe tartışmaları ↗
Yöntem notu: Toprak kaybı toplamları, fiilî denetim ile hukukî egemenliğin hangi tarihte sona erdiğine göre farklılaşabilir. Yazı bu nedenle yaklaşık değeri açık bir hesap notuyla kullanır. Filistin bölümünde Herzl’in reddedilen siyasî teklifi ile aynı dönemde süren göç, yerleşim ve arazi edinimi birbirinden ayrılmıştır. Kapak görseli gerçek bir tarihî anı veya kesin sınır haritasını belgelemeyen temsili editoryal çalışmadır.
